Pvp Tanıtım Merkezi

Rainbow Six: Lockdown

Aşağa gitmek

Rainbow Six: Lockdown

Mesaj tarafından erensipahi Bir Ptsi Tem. 26, 2010 10:51 am

"Oyunu
oynamaya başladığım ilk zamanlarda çok olumlu bir giriş yapmaya karar
vermiştim. Oynamaya başladığım ilk anlar Rainbow Six oyunu oynuyor
olmamın verdiği etkiyle bana öylesine haz vermişti ki eğer o anda
oynamayı bıraksaydım oyuna tam not verebilirdim."


Rainbow Six: Lockdown'a nasıl bir giriş yapsam diye düşünürken aklıma gelen ilginç bir fikirdi bu. Neyse, üzerinde Tom Clancy amblemi olan ve Ubisoft tarafından yapılan/yayımlanan oyunların başarılı olmasına hepimiz alıştık. Yıllardır istisna olmadan her Tom Clancy oyununu gözümüz kapalı oynar olduk. Gerek Splinter Cell serisinde, gerekse diğer Rainbow Six'lerde olsun "Clancy" imzasını görmek oynayacağımız yapımdaki senaryonun güzel olacağının kanıtı gibiydi.

Oyun severler olarak Tom Clancy ve Ubisoft'u memnun etmiş olacağız ki, sevdiğimiz oyunların yeni versiyonlarını "özlemeden" oynuyoruz şu an. Benim bu sene merakla beklediğim oyunlar
arasında Rainbow Six: Lockdown ve SC Double Agent (hala bekliyoruz ama
olsun) baş sıralardaydı. Hatta, kesin klasik olacak diye beklediğim bir oyundu Lockdown. Çünkü Red Storm Entertainment'ın kılavuzluğunda Ubisoft, yeni oyunları
olan Rainbow Six: Lockdown'u o kadar abartarak tanıtıyordu ki, böyle
bir düşünceye kapılmamak elde değildi. Vaat edilen devrim niteliğindeki yenilikler konusunda ne kadar başarılı olunmuş şimdi söylemeyeceğim. Eminim nottan sonra ve oyunu oynadığınız zamanki izlenimleriniz sayesinde siz de benim gibi oyun hakkında çok şey biliyorsunuzdur. Bu sebeple daha fazla uzatmadan oyunun incelemesine geçelim.

Türk ajan da var mıdır acaba bunların arasında?

Başta belirteyim oyun bu sefer senaryo konusunda çok eksik kalmış. Çünkü konu olarak diğer Tom Clancy oyunlarında
da birçok kez karşımıza çıkan (bkz. Splinter Cell Pandora Tomorrow)
"kimyasal virüs" şarkısını işliyor Lockdown. Anlayacağınız gibi oyun boyunca (onaltı bölüm) bu virüsü yapanları ve virüsü ele geçirmek için o ülke senin bu ülke benim resmen sürünüyoruz. Senaryo özet olarak böyle. Önceki oyunlardan da bildiğimiz gibi Rainbow Six ekibi, dünyanın dört bir yanından özenle seçilmiş kişilerden oluşmuş bir özel tim. Biz de Chaves ismindeki Rainbow Six üyesiyiz.



Ben oynadığım süre zarfında senaryonun aktarış biçimini hiç beğenmedim. Çünkü bölümler bazen öyle kopuk bir hal alıyor ki, ne yaptığımızı bilmeden milleti tarar oluyoruz. Videoların ve seslendirmelerin senaryoyu tamamlaması gerekirken çoğu zaman onlarında (özellikle videoların) eksik kalması konuyu iyice boğucu bir hale getiriyor. Bu sebeplerden doyalı oyunun senaryo kısmı hiç iç açıcı değil. Yukarıda azda olsa bir kısım bahsettiğim video ve ses bölümlerini ileride açıklayacağım. Şimdi grafiklere geçelim.
Kapıyı kırıp bomba atın!

Lockdown'un PC'nin yanında diğer oyun platformlarına programlanması nedeniyle insan ister istemez grafiklere ön yargı ile yaklaşıyor. Çünkü genelde (PC'ciler olarak) bu sebepten dolayı efektlerden mahrum kaldığımız için port olayını sorun olarak kabul ediyoruz. Her platformda eş değer bir grafik kalitesi alınacak diye oyunun üstün
olan konsolla diğer platformlara aynı şekilde tasarlanması bence hiç
adil değil. Çünkü Xbox'ta olmayan bir efektin ya da görselliğin PC
versiyonunda görülmesi Xbox'takinin satmayacağı manasına gelmiyor bence.
Ama yanlış anlaşılmasın burada Xbox ve PC'yi karşılaştırmıyorum, bunu
sadece örnek olarak verdim. Misal olarak kabul edin yani. Allahtan
Lockdown böyle oyunlarla eşleştirilemeyecek kadar (genel anlamda yoksa eksileri olduğunu bende kabul ediyorum) güzel grafiklerle
çıktı karşımıza. Belki benim gibi düşünmüyor olabilirsiniz. Ama ben
beklediğimden fazlasını buldum görsellik namına. Önceki Rainbow Six oyunlarını denediyseniz onlarında grafik motorlarının o yıllara göre çok bir şeyler başaramadığını hatırlarsınız.

Doğrusunu söylemek gerekirse Lockdown'a da bu durum hakim. Beklediğimden fazlasını buldum dememin nedeni, önceki oyunlara göre grafik motorunun çok yol kat etmesiydi. Bu tabii ki grafikler harikulade demek değil. İsterseniz şimdi gelin bu grafik motoru konusunda biraz detaya inelim. Çünkü ayrıntıya girersem ne demek istediğimi daha iyi anlatabilirim. Çevre grafikleri çözünürlük-detay
uyumu açısından kabul edilebilir bir düzeyde. Ama yakın zamanda çok
daha iyilerini gördüğümüz için bu konuda eksiklik belirtebilirim. Fakat
gölge ışık oyunlarıyla bu durum oyun
içerisinde kendini hiç belli etmiyor. Aynı olay karakter modellemeleri
içinde geçerli. İlk başta onlarda insanı etkilese de, dikkatli
baktığımızda modellemelerinde kusurları olduğu belli oluyor. Bir kere tasarım açısından yetersizler. Başta da söylediğim gibi grafikler her ne kadar eskiye göre yol kat etmiş olsalar da, hala piyasada grafikleriyle övünen oyunlarla yarışamazlar. Ayrıca benim rahatsızlık duyduğum diğer bir nokta düşman tiplerinin çok çeşitli olmaması oldu. Bölümüne göre değişen 3–4 çeşit düşman tipi var. Biliyorum bu konu şu an piyasada ki birçok oyunda böyle olsa da, 2006 yılında olduğumuz için bu problemin giderilmesi hiç güç değil bence.

Belki Lockdown'u sırf bu yüzden kötülemek doğru olmaz ama yılların eskitemediği en ünlü serilerden biri olan Rainbow Six'in bu klişe sorunu silerek öncü olması çok şık bir örnek yaratabilirdi. Ne diyelim belki bu durumu da oyunun ayrıca konsollar için programlanmasıyla ilişkilendirebiliriz. Efekt kısmı herhalde oyunun
grafik yapılandırmasındaki en çok sınıfta kalan tarafıdır. Patlama,
kıvılcım ve sis efektleri 2–3 sene evvel yakışıklı sayılabilirdi. Ama
Ekim ayında F.E.A.R'da gördüğümüz alev ve patlama animasyonlarından
sonra bunlara "iyi" dersek Monolith'in popüler FPS'sinin hakkını yemiş
oluruz. Belki F.E.A.R yerine Quake 4'üde örnek alabilirdim. Fakat grafik yapılandırması, oynayış tarzı ve geçtiği mekanlar yüzünden kısmen de olsa Lockdown ile benzerlik gösterdiği için F.E.A.R örneğini verdim. Evet, geldik oyunun özellikle sona bıraktığım asıl utanç tablosuna. Hasar kısmı 2006 yılında piyasaya çıkmış herhangi bir oyunla yarışamayacak kadar yerlerde sürünüyor. Camların kırılmadığı oyun
örneklerini sanırım en son 2002 yılında görmüştük. Böyle bir hatayı
Rainbow Six Lockdown'da da görmek gerçekten utanç verici. Bir de
lambaları kıramıyoruz. Sadece üzerlerinde iz kalıyor. Bu da aslında
kabul edilemeyecek bir şey ama F.E.A.R'da da bu durumun böyle olması
sebebiyle bunu affedebilirim. Son olarak gölge ve ışıklandırmalardan
bahsedip bu bölümü bitirelim. Gölge ve ışıklandırmalar birlikte olduklarında grafik
motorunun bazı kusurlarını örttükleri için onlar adına olumlu şeyler
söylenebilir. Uzun lafın kısası kusurları olmasına rağmen öncekilere
göre daha gelişmiş bir grafik motoruyla karşılaştığımız için 5 üzerinden 3,5 veriyorum.Animasyonlar
ve videolar bölümü için direkman "ikisi de ortalama". Animasyonlar eski
Rainbow Six'lerde olduğu gibi çok kötü değil. Genelde sadece ölüm,
yürüme-koşma, kapı kırma gibi animasyonlarla haşır neşir olduğumuz için
belli derecede kötü de olsalar animasyonları yadırgamıyoruz.
Animasyonlar konusundaki tek adam gibi sorun ölüm animasyonlarının bazen
çok komik bir hal alması. Yapımcılar herhalde sürekli aynı şekilde
ölmek gibi bir monotonluğu kırmak için ölüş şeklimize örneğin yediğimiz
kurşunun şiddetine göre yere yığılma, savrulma gibi söz gelimi serbest
ölüm animasyonları eklemişler. Bu durum bir yere kadar oyuna gerçekçilik
katsa da, bir yerden sonra karakterler insanın gözüne kukla gibi
görünmeye başlıyorlar. Onun dışında yan karakterlerde olsun, düşmanlarda
olsun insanın gözüne batan bir yapaylık yok. Oyun boyunca animasyonlar
konusundaki her şey yağ gibi akıp gidiyor. Başta da söylediğim gibi
animasyonlar videolar gibi ortalama olduğu için 3,5 gibi bir notu onlar
için uygun olacağını düşünüyorum.


Videolar hakkındaki görüşümü biraz önce belirttim. Sanırım onlar içinde
animasyonlarla benzer şeyler düşünebiliriz. Ben Splinter Cell
serisinden sonra üzerinde Tom Clancy amblemi olan oyunlardan video
bağlamında hep çok şey bekler oldum. Çünkü Splinter Cell'lerde ki ara
sahneler gerçekten şaheserdi. Şimdi hatırlıyorum da ara sinematiklerde
haber sunulan sahnelerde falan gerçekten çok uğraşılmıştı. Ama ne yazık
ki Rainbow Six Lockdown'da aynı kaliteyi göremiyoruz. Yok denecek kadar
az olan FMV videolar bile Splinter Cell'de kileri mumla aratıyor. Onun
haricinde bölümler sırasında görev hakkında brifing veren sesin dışında
sinematik olarak adlandırabileceğimiz bir tek ayakta bekleyen
karakterleri farklı açılardan gördüğümüz kısa sahneler bulunuyor. Bu da
tabii ki videolar için yeterli bir özellik değil. Zaten senaryoyu oyun
sırasında adam gibi anlayamıyoruz. Bir de videoların bize istenileni
verememesi yüzünden, bir süre sonra hiçbir şey anlamadan düşmanları
taramak insanı iyice senaryodan uzaklaştırıyor. Hemen hemen her konuda
oyunun belli derecede eksik olması "yapımcılar oyunu bitmeden piyasaya
sürmüş" gibi bir izlenim yaratıyor. Videolar kesinlikle iyi değil.
Lockdown bu konuda beni bayağı bir hayal kırıklığına uğrattı. İlk
oynamaya başladığım da oyunu notuna yüksek bir rakamda karar kılmıştım.
Ama ayrıntıya inince oyunun hemen her konuda problemli olduğunu fark
ettim.

Fizikler kısmına geldiğimizde gönül rahatlığıyla
"sonunda" diyorum. Çünkü oyunun ses ve müziklerden sonra en yüzüne
bakılır tarafı herhalde fizikleridir. Tabi onlarında diğer fizikleriyle
övünen oyunlara aşık atabilecek ekstraları yok. Ama işte düşen vazonun
kırılırken hareketleri, vazo gibi nesnelere müdahale ettiğimizde oluşan
tepkimeler falan artık alıştığımız şekilde olsa da fizik konusunda
kendilerini belli etmeleri sebebiyle oyunun en elle tutulur
kısımlarından biri diye belirttim. Ama onlarda bu kadar. Yan yana duran
saksı ve bilgisayar gibi iki nesneden sadece saksının müdahale edince
yere düşüp sekmesi-kırılması falan ilginç tabi. Daha da ilginci oyunun
Havok fizik motorunu kullanıyor olması. Buradan şunu anlıyoruz, Havok
engine bu tür oturaklı oyunlar için yetersiz olmaya başladı. Şimdi
düşünüyorum da bu "Havok motoruyla biz ne zaman tanıştık yahu?" diye,
aklıma tam tarih gelmese de bu fizik engine'in Max Payne 2'den sonra
iyice popüler olduğunu anımsıyorum. Geçen bu üç yıl içerisinde
update'ler yapılsa da Havok Engine gün geçtikçe yaşını belli etmeye
başladı. Veya (hemen Havok'u kötülemeyelim) oyunumuz Havok'un eski bir
sürümünü kullanıyor. Buna tam olarak açıklık getiremesem de, oyunumuz
fizik konusunda kısaca dengeli değil. Yine de Havok'un eskiden görünce
şaşırdığımız bazı özelliklerini barındırdığı için fiziklere geçer not
veriyorum.Sivilleri kurtarın!


Az evvel fizikler için "oyunun en elle tutulur kısmı" demiş olsam da o
sıralar sanırım oyunun müzikleri aklıma gelmemişti (o cümleyi sonradan
düzelttim:). Oyunda Ubisoft kalitesini adam gibi hissedebildiğimiz tek
yer galiba müzikler. Çünkü oyunun müziklerinden beklemediğim kadar
memnun kaldım. Menülerde, oyun esnasında çalan parçalar falan gerçekten
güzel olmuş. Özellikle menüde çalan parçaya acayip kanım ısındı. Oyunun
başından beri müzikler konusundaki fikrim hep harika oldukları
yönündeydi. İlerledikten sonra fark ettim ki oyundaki müzikler bir süre
sonra tekrar etmeye başlıyorlar. Ne kadar iyi hoş olsalar da tekrar
etmeleri göz ardı edilemez bir gerçek. Bu nedenle müziklerden yarım puan
kırmayı uygun gördüm. Bu durumu görmezden gelseydim sanırım hata
yapardım. Bunun dışında herhangi bir kusurları yok. Bu tip bir oyun için
hayli güzel melodiler seçilmiş. Görevler sırasında müzikler daha sessiz
ve belirsiz bir kıvamda ilerliyorlar. Böyle olması bu tip taktik ve
strateji (belli yerlerde tabi) gerektiren oyunlar için daha doğru
herhalde. Zira müzik konusu abartılsaydı. Oyuncunun dikkati
dağılabilirdi. Tüm bu sebeplerden dolayı az önce de belirttiğim gibi
müziklere 4,5 verip sesler kısmına geçiyorum.

Sesler ise
müzikler kadar olmasa da bir şeyler başarabiliyorlar. Özellikle
seslendirmeler bayağı güzel olmuş. Tabi bu durumun sadece diyaloglar
için geçerli olduğunu söylemeden geçmemek gerekir. Çünkü yara
aldığımızda, daha doğrusu yan karakterler yara aldıklarında hiç gerçekçi
sesler çıkarmıyorlar. Özellikle takımda ki kadın elemanın dublajını
yapan bayan gerçekçi olmaması için kendisini o kadar zorlamış ki
(başarılıda olmuş) eleman öksürdü mü, aksırdı mı hiç belli olmuyor. Ama
neyse ki bizim karakterimiz öyle değil. Onun hem diyalogları, hem diğer
sesleri için hayli özen gösterilmiş. Patlama, ateş etme ve hasar sesleri
(metalin metale çarpması, tahtaya ateş etme, vazo kırma gibi) falan
gerçekten kaliteli. Bir de (buda moda olmaya başladı) etrafımıza bomba,
füze gibi bir şey atıldığında seslerin boğuklaşıp kulaklarımızın belli
bir süre sağır olması özelliği unutulmamış. Seslendirmeler konusundaki
bir iki eksiden dolayı da olsa sesler için 4 yıldız gibi yüksek bir notu
vermeyi uygun görüyorum. Sizi bilmem ama ben oyunun işitsel
özelliklerinden bayağı memnun kaldım.

Ekip nefes alın!

Kontroller
kısmına geçebiliriz. Sanırım oyunun en caf caflı bölümü de
kontrollerdir(bu arada caf caf ne demek bilmiyorum). Karakterimizi diğer
FPS'lerden de alıştığımız gibi WASD + Mouse ikilisi ile
yönlendiriyoruz. "Q" ve "E" tuşları yine diğer Shooter'larda da olduğu
gibi yanlara eğilmek için kullanılıyor. "CTRL" ile bomba atıp, "F" tuşu
ile atacağımız kurşunun şiddetini belirliyoruz. "R" tuşu ile her zamanki
gibi şarjör değiştirip, 1–2 tuşlarıyla silahlar arasında geçiş
yapıyoruz. Oyunda Splinter Cell serisinden de alıştığımız 2 farklı görüş
açımız var. Bunlardan biri etraftaki metal nesneleri ve düşmanları
duvarların arkasından görebilmemizi sağlayan kamera açısı. "B" tuşu ile
açtığımız bu görüş şeklinin yanında bir de klasik gece görüşümüz var.
Buna da "V" tuşu ile ulaşıyoruz. Hatta bir de koşma, yürüme
fonksiyonları arasında geçiş yapmamızı sağlayan "Caps lock" var. Oyunun
kontrol yapısı kabaca bu şekilde. Ben oyunun kontrolleri konusunda pek
sorun yaşamadım. Sadece yapay zeka sorunları yüzünden bir iki yerde
takıldığım oldu. Fakat "daha rafine, daha kolay kontroller olamaz
mıydı?" derseniz size hak veririm. Neyse şimdi en çok bahsetmek
istediğim kısım olan yapay zekaya geçelim.

Rainbow Six Lockdown'da öyle bir yapay zeka var ki dillere destan.
Aslında yapay zeka var demek yanlış olur. Oyunda (inanmazsınız) yapay
zeka yok. Daha doğrusu yapay zeka olarak adlandırılan öylesine rezil
rüsva bir kısım var ki insanın dili "yapay zeka" demeye bile gitmiyor.
Ben bu konuda eski Rainbow Six'lerin bile lockdown'dan iyi olduğunu
hatırlıyorum. Gerçekten çok kötü ve hantal bir yapay zeka kombinasyonu
kullanılmış oyunda. Bir kere yan karakterler inanılmaz salak. Onlara bir
şey yaptırayım derken sinir krizi geçiriyorsunuz. Ben bir şeyi adam
gibi yerine getirdiklerine şahit olmadım. Hele bir de düşmanlar var ki
anlatılmaz yaşanır. Bence bu adamlar bu zekayla terörist olmaya
yelteneceklerse hiç uğraşmasınlar. Yahu adamların yanından geçseniz bile
haberleri olmuyor. Yanlarına bomba attığımızda melül melül sağa sola
bakıyorlar. Ne bir "aha bomba hemen kaçalım" ne bir "amanııın" gibi zeka
belirtisi göremiyoruz. Takım elemanlarının yaptıkları bir geri
zekalılık var ki bu en bombası, milleti tararken ikide bir kurşunların
önüne geçiyorlar. Yani bir insan şehit olmaya bu kadar hevesli olur mu?
Kısacası yapay zeka tek kelimeyle berbat. Bu nedenle yapay zekaya 5
üzerinden -1 veriyorum.

Ekip tuvalete gidin, bu bir emirdir!

Lockdown'un
genel yapısına geçelim. İsteğimize göre bir zorluk derecesi
belirledikten sonra ekip elemanlarımızı ve alet edevatımızı
ayarladığımız ekranla baş başa kalıyoruz. Buradan görevler sırasında
kullanacağımız silahları ve patlayıcıları belirleyebiliyoruz. Ayrıca
ekip arkadaşlarımızın ekipmanlarını da biz hallediyoruz. Bayağı geniş
bir silah yelpazemiz var. Fakat görevler sırasında bunlardan birinin
tabanca olması koşuluyla 2 tanesini yanımızda bulundurabiliyoruz. Bu
silahlar üzerindeki dürbünler arasındaki seçimler yine bize bırakılmış.
Ayrıca yapacağımız görevde kaç tane takım arkadaşı istediğimizi
belirleyebildiğimizi de unutmayalım. Bize verilen görevleri stratejik
bir havada (eskiye göre derecesi azaltılmış) yerine getiriliyor. Takım
elemanları bizden emir almadan hiçbir şey yapmıyorlar. Verdiğimiz bir
emrin 3–4 farklı çeşidi bulunuyor. Mesela kapıyı aç komutunun çekiçle
aç, açıp içeri bomba at, kapıyı kır veya normal bir şekilde aç gibi
versiyonları var. Lockdown'da hasar alma derecesi eski Rainbow Six'lere
göre bayağı değişikliğe uğramış. Artık adam gibi bir sağlık derecemiz
yok. Çatışmalarda 2–3 kurşundan sonra ölüyoruz.

Oyunun artılarını
tekbir tarafta toplarsak, müziklerin ve seslerin kısaca benim dediğim
gibi işitsel özelliklerin başarılı olmasını, fizik motoru olarak Havok
Engine'i kullanmasını ayrıca Rainbow Six gibi bir serinin devam oyunu
olmasını artı olarak gösterebiliriz. Bir de bazı sorunlara tahammül
edebilirseniz ilk bir iki bölüm eğlenceli olabiliyor.

Oyunun
eksilerini tek bir tarafta toplarsak, grafik yapılandırmasının yetersiz
olmasını, animasyon ve videolardaki eksiklikleri ve her ne kadar artılar
bölümüne yazsak da fizik motorunda ki saçmalıkları eksi olarak
belirtebiliriz.

Sonuç

Hayli
heyecanlı bir şekilde beklediğim oyunlardan biri olan Rainbow Six
konusunda küçük çaplı bir hayal kırıklığı yaşadım. Sevdiğim bir seri
olduğu için potansiyel bir "klasik" beklerken bir sürü hatayla
karşılaşmak beni gerçekten üzdü. Ama şahsen oyunun eksilerine rağmen
yüzüne bakılmayacak kadar kötü olmadığını düşünüyorum. Rainbow Six
hayranı iseniz ve Tom Clancy oyunlarından hoşlanıyorsanız Lockdown sizin
için "güzel" bir oyun olacaktır. Ama F.E.A.R ve Quake 4'den sonra
onların kalitesinde bir oyun arıyorsanız Lockdown'dan uzak durun. İyi
oyunlar:)
avatar
erensipahi
ADMİN
ADMİN

0 / 1000 / 100

Burcunuz : Kova Mesaj Sayısı : 90
Kayıt Tarihi : 20/07/09
Yaş : 21

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz